Vapurda Evcilik Oyunu

Kategoriler Öyküler

Evcilik oynuyorlardı. Vapurun salonu evleriydi. Kız 16-17 yaşlarında. 1.50 boyunda. Pantolonun dizleri yırtık pırtık: Delişmen bir şeydi. Omzundaki sırt çantasının kalitesine bakılırsa, pantolonunun dizleri yokluk yırtığına benzemiyordu. Buz gibi havada giymiş olduğu keten pabuçlara bakılırsa da, yokluk yırtığının moda görüntüye evirilmesiydi dizlerdeki eprimişlik.

Vapurun dışındaki kocasına, camın bu tarafından türlü mimikler yapıyordu. Adamın sigara içmesine kızıyordu besbelli. Yani o içiyor kendisi içemiyor diye. Bebeğini bebe taşıma çantalarının içinde yanı başına koymuştu. Ne zaman evlenmiş̧ ne zaman çocuğu olmuştu? İkide bir eğilip yüzüne bakıyordu bebeğin. Kâh bebeğinin yüzüne bakıyordu kâh kendine sırtını dönmüş̧ olan kocasına.

Hemen kalkıp gidiverecekmiş̧; gidiverecekmiş̧ de lodosa karşı bir cigara tüttürüverecekmiş̧ gibi acele acele çantasından sigarasını, çakmağını çıkardı, bebeğinin yanına koydu. Yerden iki karış̧ yukarda duran ayaklarını pervasız bir edada sallamaya başladı. Çakmağını tekrar eline aldı, olmadı. Bir şarkı tutturdu, olmadı. Tekrar kocasına baktı, olmadı. İçi hep kıpır kıpır. Saadetten midir, bir vapur dolusu insanı umursamaması?

Kendisine bakanlar bir iken iki oldu. İki iken on iki. En uzak köşelerdeki yolcular bile bu minik pervasız kızı seyretme merakıyla doldu. O, yıllardır beklediği fırsat eline geçmiş gibi, sanki oturma odasına bütün bir şehri davetsiz misafir kimliğinde doldurmuş gibi, seyredilen olmanın geçmiş yıllardan kalma bütün alacaklarını kapatmak istiyordu.

Kendisine bakan insanların sayısı arttıkça, şımarıklığını olda bir basamak yukarı çıkarıyordu. Hiç kimse onu bu kadar seyretmemişti besbelli. Belki düğününde. Hani uçları yere değen duvaklardan taktıysa… Sonra beyaz ayakkabıların altına mahallenin bütün kızlarının adını yazıp şöyle ayaklarını sürte sürte yürüdüyse… Kısmet bekleyen bütün kızları çıldırtmaya azmetmiş bir şekilde damadın koluna bir sepet gibi asıldıysa… İşte o zaman bir sürü meraklı, dalga geçen, ya da imrenen bakışları üzerinde toplamayı başarmış olmalı.

Sonra; gelinliği çıkardığında; sıradan insanların sıradan hayatını yaşamaya başlayıvermiştir. Sıradan olmamak için TV’de gördüğü artistlere özenip onlar gibi davranır olmuştur belki. Mutluluk nedir? Şu küçük kadın için mutluluk Türkan Şoray -yok ama o daha ziyade Hülya Avşar filmleriyle büyümüştür- filminden geriye kalan unutulmaz bir karedir. Kendi hayatını o film karesinin fotokopisi gibi gördükçe sorun yoktur. Mutludur. Öylesine mutludur ki, işte herkes, bütün kem gözler kendisine bakmaktadır. Kendisine bakmaktadır, çünkü o kıskanılmaktadır. Kıskanılmaktadır, çünkü o mutludur.

Seyircilerin sayısını artırmak için belki, aklında kalan filmin o son görüntüsüne kendisini daha bir uydurmak için bebeğini çıkarıyor bebe çantasından. Dışarıda sigara içen erkek ve kendisi ve bebeği. Adam birazdan ayakları yerden yarım metre yukarda koşarak yanlarına gelecektir, tıpkı filmlerdeki gibi. İkisini de kanatlarının altına alacaktır, tıpkı filmlerdeki gibi. Onlar yaşayacak ve mutlu olacaktır, tıpkı filmlerdeki gibi… Vapurdakiler sadece seyirci.

Ne kadar mutlu olduğunun farkına varabilmek için bir sürü bakışa ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyaç ile kimselere fark ettirmeden etrafına bakınıyor umursamaz edalarına sığınarak. Ayaklarını daha hızlı sallayarak henüz gözleri bile açılmamış kedi yavrusu kadar minik bebeği tutup tutup yukarı kaldırıyor.

Kafasını sağa sola çevirerek “Hasbinallah” diyenler oluyor. Duymuyor küçük kadın. “Bu kadar küçük bebek ile sokağa çıkılır mı?” diyenler oluyor. Duymuyor küçük kadın. Görmüş̧ geçirmiş̧ yaşlı bir hanım, doğrudan küçük kadını muhatap alarak, “A evladım” diyor, “Sen bir çocuksun. Bir de sizin çocuğunuz. Olmuşsunuz üç çocuk. Size kim bakacak?”

Görmüş̧ geçirmiş̧ yaşlı kadını duyuyor küçük kadın. İçine saklandığı fanus kırılıyor birden. Yaşlı kadına kızıyor. Çok kızıyor. Kızgınlığını dakikalardır elinde tuttuğu sigarayı yakarak belli ediyor. “Sigara içilmez” yazısına gözlerini dikerek çakmağını çakıyor. Bir nefes çekip sigarasından dışarı çıkıyor. Bebeciği olduğu yerde bırakarak… Evcilik oyunu bitiyor.

Bebeğin yanına babası geliyor.

Fatma Barbarosoğlu

*Bu yazı Yaşadığımız Şehir Otobüsname kitabında yayınlandı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir