Öfkeler patladı/ V kayışı koptu/ Herkesin kafası bozuk

Kategoriler Denemeler

 

Nostaljinin denizinde yüzmeyi tercih eden “eski” metropol insanları, “yeni” metropol insanlarını köylülük üzerinden, şehirli olamamak üzerinden eleştirirken; hangi yüzyılın kriterlerini kullanmakta olduğunu çok düşünmüyor. Kendisi ve çevresi için ultra modern davranışları uygun görürken, muhatabından eski İstanbul efendisi ya da Osmanlı hanımefendisi olmayı bekliyor. Kendisi ultra modern davranışlarına devam edecek lakin. Çatışma tam da buradan çıkıyor.

Oysa, gelir seviyesi, ekonomik düzeyi ne olursa olsun özellikle metropol insanları olarak bizi eşitleyen payda, makineleşmek.

Nazım Hikmet’in “makineleşmek istiyorum” şiirindeki dizelerini hatırlayınız. Şair, yüzyılın başında “makineleşmek istiyorum turum trak” diyordu. Onun bu dizeleri yazmış olduğu yüzyılın sonunda, insanlar evet makineleşmiştir.

-Günlük ilişkilerimizi bir makine –saat- aracılığı ile düzenlemekteyiz.

-Bir makine aracılığı ile iletişim kuruyoruz: Telefon.

-Makinelerden öğreniyoruz en çok. Hesap makinesi, bilgisayar, televizyon.

-Makine ile görüyoruz: Kamera

Hayat tarzımızı belirleyen makinelerdir. Makinelerin mekânında, makinelerin zamanını yaşıyoruz: Uçak, otomobil.

Ağzımızdan çıkan kelimelerde giderek daha fazla makinelerle ortak dil kullanıyoruz. Diğer insanlarla ilişkilerimizi onlarla “senkronize” olup olamayışımız üzerinden “ölçüyoruz”. İşyerinde muhakkak birileriyle “sürtüşüyor”, bir türlü “uyum” sağlayamıyoruz.

Bazılarıyla ilişkimiz son derece “düzgün işliyorken” bazılarıyla “bozuluyor”.

Velhasıl “frekansımız” tutmuyor, “lambalarımız patlıyor”, vücudumuzdaki bazı organların yedekleriyle değişmesi gerekiyor.

Kendimizi ne kadar “bakıma alıp sıfırlarsak sıfırlayalım” yine de zaman zaman “sigortalarımız atıyor” ve “kilitleniyoruz”. Şehir hayatı bizi maneviyata “şarj” etmezken biz nasıl “deşarj” olacağımızı bir türlü bilemiyoruz. İşte bu yüzden sık sık “kısa devre” yapıyoruz. Kafamızı “bozuyorlar”. Hatta ulus olarak kafamızı bozuyorlar. Öfkemiz “patlıyor”, “pilimiz” bitiyor, kafamızın “V kayışı” atıyor. Bilgilerimiz “formatlanıyor”. Kalbimiz “tekliyor”. Bize iyi gelecek, “pozitif enerji” verecek dostlar arıyoruz. Olmuyor. “Negatif enerji”, kara büyü gibi metropol hayatın bütün mekanlarını işgal ediyor. Lüzumsuz gündemler yüzünden nasıl da gerim gerim geriliyoruz.

Lüzumsuz gündemler… Annesinin katili genç kızın “haber”leştirilmesi. Kumkapı cinayetini hatırlayın. Katil genç kızın, “magazin yıldızı” olarak inşa edilme çabalarını. Kum- kapı cinayeti; katilin yüzünün “güzel” olarak imlendiği bir dönüm noktasıdır.

Duyguları olan bir insandan bahsetmiyoruz sanki. Vicdanı devreye giren. Suçluluk ve pişmanlık hisseden birisi olarak gösterilmiyor bize katilin yüzü. Pişmanlığın, zavallılığın ifadesi olarak değil. Suçunu itiraf ettikten sonra medya mensuplarının karşısına “bakımlı” olarak çıkan bir “metalik ifade” var karşımızda.

Psikoloji tedavisi gördüğü söylenen genç kızı anlayabilmek için; öncelikle psikolojinin ruh’u dışarıda bırakan, nefs terbiyesini dışarıda bırakan yaklaşımından başlamak gerekmiyor mu?

Anti-depresanlar makineleşmiş bedeni aramıza döndürmeye yetmiyor!!!

Robotlar savaşının içindeyiz. Gördüğümüzün insan olduğunu zannediyoruz. Oysa o, tam da o an “öldürmeye hüküm giymiş” bir makine olarak duruyor karşımızda.

İdeolojik yarılmalara, kutuplaşmalara dikkat kesilmişken; gençliğin “değerler dünyası”nın nasıl ters-yüz edildiğini farketmiyoruz.

Şu an en temel ihtiyacımız “saygı”. Sevdiğimiz bir sürü şey var. Ama “saygı” gösterdiğimiz ne var?!

Fatma Barbarosoğlu

*Bu yazı 28.03.2008 tarihinde Yenişafak Gazetesi’nde yayımlandı.

Öfkeler patladı/ V kayışı koptu/ Herkesin kafası bozuk” için 1 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir