Kaybolunan yollar için beklemesini öğrendim

Kategoriler Söyleşiler

 

 

 

 

 

 

 

Röportaj SÜVEYDA AKTÜRK     *2016 yılında yayınlanmıştır

Fatma Barbarosoğlu’nun son kitabı Hayat Teselli Olmaktır, “ömür denilen şeyin aslında bir teselli arayışı” olduğunu ve bu teselli arayışını gördüklerimizin, duyduklarımızın ve okuduklarımızın eşiğinden geçerek nihayetlendirebileceğimizi gösteriyor. “Tesellisini kâğıtlara harf ekmekte bulduğunu” söyleyen Barbarosoğlu, okuyucularına da kendi nev’inde teselliler bırakıyor. Barbarosoğlu’nun gündelik hayata dair paylaştığı notlar, bizim de kendi perdemizi aralamamıza vesile oluyor. Fatma Barbarosoğlu’yla işte bu notlar ışığında, teselli arayışımızı sürdürürken bize mihmandar olan kitabı “Hayat Teselli Olmaktır” üzerine konuştuk.

Siz, “Bir kitabın sayfalarında itina ile kaybolunur” diyorsunuz. Peki, insan kaybolduğu sayfalardan nasıl çıkar? Bazen öylesine derinlere dalıyoruz ki bir cümle ile beceriksizce çabalıyoruz altından kalkmak için. Siz kaybolduğunuz satırlardan nasıl çıkıyorsunuz? Ya da çıkabiliyor musunuz?
Kaybolduğum satırlardan pek kolayına çıkabilen biri değilim aslında. Kaybolunan yollar için beklemesini öğrendim zaman içinde. Beklemeyi temrin ettikçe, bekleme estetiğine dair yol yordam öğrendim hepsi bu.
Ortega’nın zihninizde taşıdığınız “Entelektüellerin hayat sezgisi zayıftır” ile “Müminin karizması olmaz” cümlelerini kasten mi yan yana koydunuz? Zira çobanın sesiyle hayatı hissedişinizden bahsettiniz, buradan Ortega’nın sözünü haksız çıkardığınızı söyleyebilir miyiz? Ya da karizmadan azade mümin entelektüelin hayat sezgisi kuvvetlidir önermesine varabilir miyiz?
Hayatın kimyası karşılaştığımız olayları, durumları tek bir boyuta indirgeyemeyecek kadar engin. Bunu en iyi sizin sorunuz ortaya koyuyor. Entelektüellerin hayat sezgisinin ne kadar zayıf olduğunu yaşanan güne dair göz hizasından bir cümle kuramayışlarında / kuramayışımızda da görebilirsiniz. Ya dünde yaşar entelektüeller ya yarında. İrfan ehli dünü ve yarını bugünde buluşturur. Bir insan hem entelektüel hem irfan ehli olamaz mı? Entelektüel şüpheden besleniyor irfan ehli mutlaktan. Mümin ve entelektüel kelimeleri henüz birleşmedi zihnimde. Birleşmesi gerekiyor mu? Bence gerekmiyor. Entelektüel olamıyoruz önemli değil de… Lakin feraset ehli de olamıyoruz. Bu kayıp bizi bitirir. Zira Efendimiz, “Müminin ferasetinden sakınınız çünkü o Allah’ın nuru ile bakar” buyuruyor.

TANIKLIĞIMIZ BİZİMLE BERABERDİR

“Herkes sınanır ve herkes sınanışını bir aynadan yansıyan görüntüsünde seyreder” Bir yazar olarak kendi sınanışınızı yazdıklarınızdan seyredebiliyorsunuz. Peki, iyi bir okur olarak başka yazarların sınanışını onların aynasından seyredebiliyor musunuz? Ayna mahrem mi yoksa bunu okur görebilir mi?
Birkaç yıl öncesine kadar kendi sınanışımı çok da idrak etmiyor olduğumu şimdi bugün görüyorum. Belki birkaç yıl sonra bugünler için aynı şeyi düşünüyor olacağım. Ayna sırrı tutamayan, ifşa eden hali ile mahreme en uzak düşendir olsa olsa. Başka yazarların sınanışından değil onların bir sınavdan arta kalan eserlerinden haberdarız. Esere ödenen diyet hepimiz için mahrem.
“Hikâyenin gelmesi için eşelenmek gerekir” sözü ve yazdıklarınız üzerine düşündüm uzunca. Eşelendiğimizde dökülenlerin yalnızca başkalarının hayatlarına dair gördüklerimizin, duyduklarımızın ve okuduklarımızın olması kendi hikâyemizi olabildiğince ertelememizden mi kaynaklanıyor? Bu şekilde kendi sınanışımızı görebilmemiz mümkün mü? İnsan ne zaman kendi hikâyesini yazabilir?

Tanıklığımız bizden uzak bir yerde cereyan etmiyor. Tanıklığımız bizimle beraber. Okuduğumuza, gördüğümüze kendimizi katıyoruz. Aynı olaya maruz kalan iki kişinin anlattığı hikâye asla aynı değildir. Çünkü biriktirdikleri farklıdır. Hayat tecrübeleri, hayat tecrübelerinden arta kalan kelimeleri, neşesi, umudu ya da umutsuzluğu… Yazdığımız daima bizim hikâyemizdir. Burada önemli olan kıvamdır. Kıvamı tutturan şey yazarın kendinde toplumu, toplumda kendini görme kapasitesidir.

İNSAN TÜKENMEZ
“Yaşanıldığı zamana uzaklaştıkça, yaşanılan zamana yaklaşır hatıralar” diyorsunuz. Sizin duyduklarınız, gördükleriniz ve okuduklarınız şimdi bizim de hatıralarımızın bir parçası. Bir yazar bundan nasıl etkilenir? Hatıraları devretmek nasıl bir ruh halinde bırakır yazarı?

Hayat Teselli Olmaktır kitabının içindeki metinleri hatıra olarak değerlendirmiyorum. Kitaptaki yazılar gündelik hayatın sahnelerinden oluşuyor. Hız çağında, bir sahneye demir atıyorum. Arabası çekilen kadının şikâyetini dinlemeyen ama onun videosunu çeken zabıta ile duyarsızlığın resmi kazınırken hafızamıza, herkesin işini kolaylaştıran market şoförü ile bu topraklarda insan tükenmez önermesine bir kez daha inanır hale geliyoruz. Hayatın içinde siyahlar ve beyazlar yan yana diyorum. Hayat Teselli Olmaktır kitabındaki metinleri toplumsal belleğimize bir katkı olarak düşündüm, yazdım, yayınladım.

Röportaj için 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir